röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2015 Pazartesi

Röportaj | Juliane Seyfarth

Blogumuz uzun süredir maalesef sessiz sayılır. Twitter üzerinden güncel haberleri paylaşmaya devam etsek de burayı biraz boşlamış gibi olmak hepimizin içinde bir yara. Bu yaraya ufak da olsun bir pansuman gerek derken blogumuza özel bir röportaj fırsatı yakaladık ve tabii ki anında değerlendirdik. Karşınızda kadınlarda Alman Milli Takımı'nın yükselen yıldızı Juliane Seyfarth!

Sertan: Kayakla atlama tarihinin ilk kadın sporcularından biri olmak nasıl bir duygu? Kendinizi bu sporun öncülerinden biri olarak addeder misiniz?


Juliane: Kadınlar kayakla atlamasının uzun yıllardır içinde bulunmak elbette güzel bir his. Ancak kendime bu sporun öncülerinden biri demezdim.

Sertan: Tarihin ilk FIS Gençler Dünya Şampiyonası’nda birinci olarak kariyerine müthiş bir başlangıç yaptın. (Kranj 2006) Bu başarı, kariyerinin ilk yıllarında üzerinde bir baskı oluşturdu mu?

Juliane: Tarihin ilk Gençler Dünya Şampiyonası’nda altın madalya almış olmak her zaman aklımın bir köşesinde olacak. Tabii ki o şampiyonadan sonra en üst seviyede atlayışlar yapacak seviyede olmak istedim, ama iniş çıkışlar her zaman oluyor. Sporun doğasında bu var.

Photo Credit: http://www.berkutschi.com

Sertan: Sochi 2014’te milli takım arkadaşın Carina Vogt tarihin ilk kadınlar kayakla atlama olimpiyat altınını kazandı. Bu müsabakayı seyrederken neler hissettin? (Seyrettiğini varsayıyorum J) PyoengChang 2018 ile ilgili neler düşünüyorsun?

Juliane: Bu şampiyonluğu bir Almanın kazanmış olması gayet güzel. 2018 Olimpiyat Oyunları’nda olmayı ve orada iyi bir sonuç almayı umuyorum.

Sertan: 2015 yılında bir sıçrama yaptın ve güzel ilk on dereceleri kazandın. Bu sezon ilk Dünya Kupası podyumunu elde edebileceğini düşünüyor musun?

Juliane: Evet, podyumda yer almak bu sezonki hedeflerimden biri.

Sertan: Şu anki en büyük amacın nedir?

Juliane: Şu anda rampadan çıkışlarım gayet iyi, ama kötü inişlerim yüzünden düşük puanlar alıyorum. Japonya’daki Dünya Kupası ayaklarına kadar bu konu üzerinde çalışmam gerekiyor.

Sertan: Kayakla atlama kariyerinden sonra ne yapmayı planlıyorsun?

Juliane: Şu anda uluslararası yönetim konusunda eğitim görüyorum, dolayısıyla muhtemelen buna yakın bir alanda çalışacağımı düşünüyorum.


Sertan: Geçtiğimiz ay Bild seninle bir röportaj yapmıştı. (Evet,  Alman tabloid basınını bile takip ediyoruz, hehe) Yazının başlığı “Bir ilişki için zamanım yok” idi. Genç, başarılı ve çekici bir sporcu olarak bu tarz “ilişki” sorularından sıkıldın mı?

Juliane: Şu anda bir erkek arkadaşım olsa bile bunu açıklamak istemem, çünkü benim için gizlilik gerçekten çok önemli. Neticede bir kayakla atlamacıyım, bu yeteri kadar medya önünde olmamı sağlıyor zaten.

Sertan: Peki neden makyajını hiç eksik etmiyorsun?

Juliane: Çünkü makyajı çok seviyorum!

Sertan: Johann Sebastian Bach ile aynı şehirde doğmuş olmak nasıl bir duygu?

Juliane: Bana hiçbir şey ifade etmiyor, çünkü artık orada yaşamıyorum ve orada yaşamamın üzerinden uzun yıllar geçti.


Sertan: Geçmişte Tom Hilde ile de yapmış olduğumuz eğlenceli bir bölüm vardı. (http://kayaklaatlama.blogspot.com.tr/2011/05/tom-hilde-soylesisi.html) Senin için on sözcük – kelime grubu seçtik, bunların sana çağrıştırdığı ilk şeyi söylemeni istiyorum. Hazır mısın?

Juliane: Elbette!

S: Kayakla Atlama
J: Sevgilim!
S: İlk atlayış deneyimin
J: Çok Heyecanlı
S: Kranj 2006
J: Büyük başarı
S: Kayakla uçma
J: Bir gün yapacağım
S: İdolün
J: Janne Ahonen
S: En iyi kayakla atlama arkadaşın
J: Andreas Wank.
S: Türkiye
J: İlginç bir ülke
S: Erkekler
J: Belki biri kalbimi çalar
S: Güzellik
J: Benim için önemli
S: Yakışıklı
J: Kedim  “Garfield”


Sertan: Juliane, içten yanıtların için "Danke Schön". Umarım bu sezon seni podyumda görebiliriz!

Juliane: Teşekkürler!


23 Ağustos 2013 Cuma

Faik Yüksel Röportajı



Herkese merhaba,

Kayakla Atlama Milli Takımı’mızın yükselen sporcularından Faik Yüksel’le hayatı, kayakla atlama ve kamplarla ilgili güzel bir söyleşi yaptık. Umarım okuyunca siz de bizim kadar keyif alırsınız…





Kayakla atlamayı ve blogumuzu takip edenler az çok tanıyorlardır ama seni biraz daha yakından tanımak isteriz, bize kendinden biraz bahseder misin?

Beş kardeşiz, 3 erkek 2 kız. Ailemde benden başka sporla ilgilenen yok ama sayemde hepsi spor gündemini takip ederler. Spor lisesinde okuyordum mezun oldum. Atatürk Üniversitesi beden eğitimi bölümü sınavlarına girdim ve kazandım.

Kayakla atlama Türkiye'de çok yaygın ve tanınmış bir spor değil sen nasıl tanıştın kayakla atlamayla? Başlamaya nasıl karar verdin? Kısacası seni çeken ne oldu?

Kayakla atlamayı küçükken televizyondan takip ederdim ama aklıma gelmezdi bir gün bu sporu yapacağım. 8 yaşında Alp disiplini branşına başladım. Her geçen sezon kariyerim artıyordu. Branşımda en iyiler arasındaydım. 2007 yaz sezonunda kayak antrenörüm kayakla atlama seçmeleri var, gel katıl istersen bu spor ülkemizde yeni ve dünyada çok popüler, önün daha açık olabilir dedi. Ben de neden olmasın dedim ve seçmelere girdim ve kazandım. Yani ortalama 7. yılımız ve yavaş yavaş ülkemizde de tanınmaya başlıyor. İlgi çeken bir spor dalı, adrenalin ve heyecan dolu tam benim işim yani.

Peki ailen nasıl karşıladı atamaya geçmeni?

Kayak antrenörüm akrabamdı, aile içinden, yani kuzenim. Aileme bu spor dalının bir gün ülkemizde çok popüler olacağını söyledi ve neden bu sporu yapan sayılı kişiler arasında oğlunuz da bulunmasın dedi, ailemi ikna etti. Ailem ilk 4 yıl beni hiç atlarken görmediler. Özellikle annem beni çok destekler, her zaman ne olursa olsun arkamdadır. Yani en büyük kozum annemin desteğidir. Ailem beni ilk kez atlarken gördüklerinde gerçekten çok duygulandıklarını ve gurur duyduklarını ifade ettiler. Her ne kadar da Samet’in düşüşü herkesi korku içinde bıraktıysa da sporda böyle kazaların yaşanması gayet normaldir.



Kamp için Slovenya'daydınız, şimdi de Polonya'dasınız. Kampa orada mı devam edeceksiniz, programınız belli mi?

Evet, şu an Polonya’dayız, 1 hafta daha burada kalacağız. Daha sonra Çek Cumhuriyeti’nde FIS Cup yarışı var, oradan yurda geçiş yapacağız. Bakalım şu anda program tam belirlenmiş değil ama 10 gün dinlenmenin ardından Norveç’te Kıtalar Kupası yarışı var, oraya, veya Finlandiya ya gidebiliriz. Dediğim gibi şu anda önümüzdeki kamp için bir program hazırlanmış değil.

Peki geldiğinizde Erzurum'da da antrenman yapma fırsatınız olacak mı?

Yok, Erzurum’da antrenör yok. Vasja ve Jure burada olacaklar. Biz 10 gün sonra tekrar Avrupa’ya geleceğiz. Kamp sonrasında kış sezonundan önce Erzurum’da atlamayı planlıyoruz.

Erzurum'da 5-6 temmuzda yapılması gereken FIS Cup yarışlarının iptal edilmesiyle ilgili ne düşünüyorsun? Ki bu ilk iptal edilen yarış da değil..

Yeni bir spor branşı ve dolayısıyla rampaların bakımı ve hazırlanması gerçekten zor. Geçen yarışın iptal olma nedeni kulelerden kaynaklanmadı, rampalar hazırdı biz antrenman yapıyorduk. Yarışın yapılabilmesi için en az 6 ülkenin başvuru yapması gerekliydi, yalnız 2 ülke yapınca yarışta iptal edildi.



Yakın zamanda bir antrenör değişikliği yaşadınız, bu durum seni ve takım arkadaşlarını nasıl etkiledi?

Bine’yi çok seviyorduk. Sonuçta o da ilklerdendi, keşke gitmeseydi ama böyle şeyler olacak. Biz isterdik ki bu yola onlarla başladık onlarla büyük bir başarı yapalım, ama Bine için olmadı. Yani tabi onunda kendi gerekçeleri vardır ama biz artık çocuk değiliz. Önümüzde kat edeceğimiz daha çok yol var. Onun için duygusal bakmadım. Şu an Vasja dünyanın en iyilerinden biri, ve bizimle beraber. Jure de öyle. Onun için çok şanslıyız.

FIS Cup kapsamında yapılan yarışlara katılıyorsunuz. Villach'ta 23. ve Szczyrk'de 26. olarak güzel bir başlangıç yaptın. Bu yaz sezonunu kendin ve takım arkadaşların için nasıl değerlendiriyorsun?

Evet, sezona çok iyi bir başlangıç yaptım. Villach’ta ilk atlayışta metre olarak ikinci idim, ama telemark yapamadım ve 7. bitirdim ilk atlayışı. İkinci atlayışta, rüzgarın azizliği, arkadan esince atlayışım da ilki gibi olmadı. Dolayısıyla sıralama da oynadı, ama yinede iyi bir yarış çıkardım. Polonya’da da öyleydi. Umarım önümüzdeki yarışlarda da puan alırım. Bu arada Samet de çok iyi, o da her yarışta puan alıyor. Yavaş yavaş yükseliyoruz diyebilirim yani.

Önümüzdeki kış sezonu için programınızdan bahseder misin?

Kış için henüz tam belirlenmiş bir program yok ama Erzurum’daki rampalar hazır olursa sezonu orda açmayı düşünüyoruz, ve Kıtalar Kupası yarışları için FIS puanı olanlar Avrupa’ya çıkacak. Diğerleri evde antrenmanlara devam edecek diye biliyorum.



Bu durumda sanırım şu anda sen ve Samet Kıtalar Kupası’nda yarışacak gibi gözüküyorsunuz, değil mi?

Evet, öyle gözüküyor şu anda.

Kariyerinle ilgili hedeflerin neler?

Doğrusunu söylemek gerekirse şimdi kalkıp dünya şampiyonu olacağım demek biraz saçma geliyor kulağa. Çünkü kimse bu kadar kısa sürede bu kadar büyüyemez. Onun için ben elimden geldiğince ülkemi iyi temsil edeceğim, Allah izin verirse. Ve sonuna kadar götüreceğim. Ülkemizde yeni olan ve varlığından kimsenin haberi olmadığı bu spor dalını ülkemize sevdirmeye ve yaymaya çalışacağım. Benden sonra gelecek sporculardan dünya şampiyonu çıkması için de elimden geleni yapacağım ki çıkacak. Yani Türk milleti güçlü ve azimlidir, bunu bilir buna inanırım.

Şimdiye kadar hem Türkiye'de hem de yurtdışında birçok kamp yaptınız. Sana göre ikisinin de ayrı ayrı avantajları ve dezavantajları neler oldu?

Avantajlarından başlayayım o zaman. Erzurum’da antrenman yaptığımızda küçük kardeşlerimiz de atlama şansı buluyorlar. Hep bir arada güzel bir antrenman süreci geçiriyoruz, herkes ilerleme kaydediyor. Ama kayakla atlama sporunu biraz bilen biri bu sporun hep aynı rampalarda çalışılmayacağını da bilir. Yani yurt dışına çıkarak başka rampalarda antrenman yaparak tekniğimizi bütün rampalarda oturtmaya çalışıyoruz. Çünkü sporcunun kafası bir rampaya alıştımı, başka rampalarda başarı göstermesi beklenilemez. Federasyonumuz, başta başkanımız olmak üzere, herkes kayakla atlama sporuna çok değer verip destekliyorlar. Onlara buradan sonsuz teşekkür ediyorum. Tek dezavantajımız küçük grubumuz pek yurt dışına çıkamıyor. Daha birçoğu hiç çıkmadı, onların da ayrı rampaları hissetmeleri gerektiğini düşünüyorum.



Takım arkadaşlarınla antrenman dışında nasıl geçiriyorsunuz?

Erzurum’da antrenman sonunda pek bir arada olmuyoruz. Zaten Erzurum’da atlarken iki grup halindeyiz, küçük ve büyük diye. Sabah bir grup, akşam bir grup atlıyor. Yurt dışında ise antrenman sonuna bağlı diyebilirim veya antrenman sürecine göre. Yani biraz daha açayım, atlamada zayıf olan yönler vardır, atıyorum birimizin koordinasyon yetersizliği vardır, birinin kilo problemi vardır. Herkes kendi eksiğini bilir ve antrenmandan sonra, vücudu fazla yormamak şartıyla, herkes kendi işine bakar. Yani bizim için antrenman sadece atlamadan ibaret değil.

Diğer takımlardaki sporcularla yarış dışında vakit geçirme fırsatınız oluyor mu? Oluyorsa neler paylaşıyorsunuz?

Yani pek değil, ama arada yarış zamanı aynı spor salonunu veya spor alanlarını ortak kullanıyoruz. Voleybol, futbol oynuyoruz beraber.

Senin için kayakla atlamanın enleri neler?

  • ·         en sevdiğin tepe
  • ·         en zorlandığın tepe
  • ·         en beğendiğin sporcu
  • ·         en beğendiğin takı
  • ·         en çok aklında kalan yarışın

 En sevdiğim rampa Bischoffen, rekorumda orada. En zorlandığım Ramsau diyebilirim. Çünkü çok kötü bir düşüş yaşadım ve ayriyeten zor bir rampa. En beğendiğim sporcu ise Morgi. Kişilik ve sportmenlik bakımdan idolüm diyebilirim. En beğendiğim takım bizim takım. Şaka şaka, tabii ki de Avusturya takımı. En çok aklımda kalan yarışım ise İsveç’te 7. olmuştum. O yarışı hiç unutamıyorum. Çok zorlu bir yarıştı, ama o yarışa girmeden çok çalışmıştım. Antrenmanlarım çok iyiydi ve ilk kez antrenörlerim benim ilk onu zorlayacağımı düşünüyorlardı. Bu benim için çok önemliydi ve düşündükleri de oldu, ilk ona adımı yazdırmıştım. 

Faik, çok teşekkür ederim çok keyifli bir sohbet oldu benim için, umarım senin için de öyle olmuştur.

Ben teşekkür ederim, sağol zaman ayırdığın için. Blogtaki herkese selamlar. 






Kırmayıp bizimle röportaj yapmayı kabul eden Faik Yüksel’e bir kere de buradan teşekkür ediyorum. Spor hayatında başarılarının devamını diliyorum.



Söyleşi: Deniz Koçman

30 Kasım 2012 Cuma

Kamil Stoch Röportajı

FIS, Kamil Stoch’la güzel, uzun ve dolu dolu bir röportaj yapmış. Adam Malysz sonrası Polonya’nın en büyük umudu olan Stoch, geçen sezonu beşinci sırada tamamlamış ve oldukça iyi bir sezonu geride bırakmıştı. Ancak bu sene işler en azından Lillehammer’da istediği gibi gitmedi. Lysgardsbakken’daki haftasonunda elde ettiği en iyi derece 30.luktu. Röportajda yeni kıyafetlerin performansı üzerine etkilerinden yaz döneminde fazla rahatlamasına kadar pek çok şeyden sohbet etmişler Kamil Stoch’la. Buyursunlar;

FISskijumping: Geçtiğimiz üç senede yaz sezonunda kendini çok zorlamadığını, hafif geçirdiğini gördük. Bunun anlamı Yaz Grand Prix’sini Dünya Kupası kadar önemli görmüyor olman mı?

Kamil Stoch: Hayır, öyle değil. Dört sene önce bütün organizasyonlar yarıştım ve oldukça da iyi sonuçlar elde ettim. Yaz yarışlarına katılmadığım ilk senede hayatımdaki bazı değişiklikler beni buna itmişti (2010 yazındaki evliliğini kastediyor). Ama bu o yarışlara diğerlerinden daha farklı bir gözle baktığım anlamına gelmiyor çünkü yer aldığım her yarışa aynı yoğunlukla kendimi vermeye çalışıyorum, en iyimi ortaya koymaya çalışıyorum. Geçtiğimiz yaz sezonunda da bazı şeyler beni Yaz Grand Prix’sinden uzak tuttu. Bu sene ben kendim biraz uzak kalmak ve rahatlamak istedim çünkü önümdeki iki sene oldukça zorlu olacak benim açımdan.

FISskijumping: Bunu sorduk çünkü FIS sezon takvimini genişletmeyi düşünüyor yakın zamanda. Sonbaharın sonlarına doğru başlayacak bir sezon, çok daha fazla organizasyon anlamına geliyor.

Stoch: Artık hemen her sene yeni organizasyonlar ekleniyor, daha geniş bir takvime doğru yol aldığımızı görebiliyorum. Ama bu sene kış sezonu hazırlıklarımı yaparken bunları düşünmedim. Sadece biraz dinlenmek istedim çünkü bu sene Dünya Şampiyonası seneye ise Kış Olimpiyatları var. Dolayısıyla önümüzdeki iki yıl benim için çok yorucu geçecek. Bu yüzden de kafamı biraz rahatlatırken aynı zamanda içimdeki mücadele açlığını yeniden uyandırmak istedim.

FISskijumping: Yazın gündemin bir numaralı konusu yeni kıyafetlerdi. Sen de pek çok defa bu değişime adapte olmakta zorluk çektiğini dile getirdin.

Stoch: Başlangıçta oldukça zordu ve pek çok kimse ayak uyduramadı. Bazıları kolayca adapte olurken bir kısmı zorlandı – Ben büyük sıkıntılar çeken gruptaydım. Kural değişimi beni çok etkiledi ve kendimi toparlamam vakit aldı. Performansımdaki düşüşün ve dinlenmek istememin sebeplerinden biri de kıyafet değişimiydi. Pratikteki teknik değişime alışamadım, asıl zor olan buydu. Ama şimdi görece daha iyi durumdayım. Atlayışlarım geçen sezonki formuma yaklaşıyor ve önümüzdeki yarışlarda bunu gösterebilmek istiyorum.

FISskijumping: Sezon başlamadan evvel biraz ara verip kafanı dağıtmak istediğinden bahsettin. Pek çok sporcu da bu arayı diğer tutkularına ayırmayı seçti; helikopter pilotu lisansı alan da oldu motorsporları yapan da. Senin de kafanı kayakla atlamadan uzaklaştırmanı sağlayan başka tutkuların var mı?

Stoch: Evet benim de var bu tip sevdiğim işler. Ama bu sene daha çok kişisel işlerimi yoluna koymayı tercih ettim; gecikmiş bir balayı ve üniversite mezuniyetim gibi. Sonunda master diplomamı alabildim ve oldukça memnunum durumdan. Ama seneye kendim için bir şeyler yapmayı planlıyorum; planör için lisans alacağım.

FISskijumping: Bir planörü uçururken duyduğun heyecanı kayakla atlamadaki heyecanla kıyaslayabilir misin?

Stoch: Uçma işinde çok fazla adrenalin olduğuna inanmıyorum. Ama planör uçurmakla, kayakla atlamanın pek çok ortak noktası var; hava akımından faydanlanmayı bilmelisiniz, rüzgardaki en küçük değişimi bile kontrol edebilmelisiniz. Ama hepsinden ötesi hız. Bu yüzden tutuldum bu işe; bu yüzden istiyorum lisanslı bir pilot olmayı.

FISskijumping: Yaz sezonunda verdiğin arada “Future City” adında bir oyunun prodüktörüyle çalıştın. Neydi bu iş?

Stoch: BASF’in projesiydi. Benden oyunun elçisi olmamı istediler ve ben de kabul ettim. Çok güzel bir deneyim oldu benim için, hem yepyeni bir şey denedim hem de kendimi çok farklı bir açıdan gösterme şansı yakaladım, biraz da kâr elde ettim. Oyunun amacı bir şehir kurup onu temiz tutmak. Böyle bir oyun yapmaktaki asıl neden ise gençlere bir şehrin düzenini korumanın ve ürettiği atıklardan doğru şekilde kurtulmanın ne kadar zor bir iş olduğunu göstermekti. Oyunun tanıtımında yer alırken Varşova’daki Kopernik Bilim Merkezi’ni ziyaret etme fırsatı yakaladım; unutulmaz bir etki bıraktı üzerimde.

FISskijumping: BASF’le çalışmanın yanında modellikte de denedin kendini. Strubai’de, 4F’in bir fotoğraf çekiminde yer aldın.

Stoch: Sponsora sahip olmak gerçekleştirmek zorunda olduğunuz pek çok yükümlülük de getiriyor beraberinde. Sponsorlar sadece destek vermiyorlar, aynı zamanda diğer projelerde de yer almanızı, reklam kampanyalarına katılmanızı bekliyorlar. Fotoğraflara gelince, kendimi model olarak görmüyorum. Sadece işler o yönde gelişti.

FISskijumping: Fan kulübün bir takvim yaptı ve buradan gelecek olan parayı üyelerinin senin yarışlarını izlemek için yapacaklar masraflara kullanılacak. Sen de bu çabalarına katkıda bulundun. 

Stoch: Bence çok güzel bir fikir. Fan kulübüm büyümek ve daha fazla yarışa gelebilmek istiyor. Ama onlar sporun içinde profesyonel olarak yer alan insanlar değil, sadece keyif için yapıyorlar bunu. Herkes cebinden ödüyor organizasyon masraflarını, dolayısıyla sürekli olarak maddi destek arıyorlar.

FISskijumping: Fotoğraflar Stubaital’de çekilmişti. Senin kayak yapmayı da çok sevdiğini biliyoruz; buzullarda kayma fırsatı yakayalabildin mi?

Stoch: Maalesef, hiç vakit yoktu. Oldukça sıkışık bir programımız vardı. Her ne kadar sadece iki sürse de oldukça yoğundu.

FISskijumping: Bu sene Val di Fiemme’de Dünya Şampiyonası düzenlenecek. Pek çok kişi için sezonun bir numaralı hedefi bu. Sen kendisi için koyduğu hedeflerden sezon öncesinde bahseden bir sporcusun. Son şampiyona senin için pek iyi geçmemişti. Bu sefer mental olarak daha iyi hazırlandığını düşünüyor musun?

Stoch: Dünya Şampiyonası’ndan önce hala daha biraz vakit var, yani daha hazır olabilmek için zamanım var. Dünya Şampiyonası, evet, bu sezonun asıl hedefi. Açık ara en önemli organizasyon. Orada neler yapabileceğimize dair bir şey söylemek istemiyorum çünkü kimse bilmiyor neler olabileceğini. Ama hepimiz her şeyimizi ortaya koyup elimizden gelenin en iyisini  yapacağız.

FISskijumping: Val di Fiemme’de Predazzo’daki tepede yapılacak şampiyona. Orası Adam Malysz’in altın madalyalarını kazandığı tepe. Bu durum üzerinde ekstra bir baskı yaratıyor mu?

Stoch: Predazzo’dayken “burası Polonya’nın tepesi, burada kazanmak zorundayız” yazan bir tabela görmedim. Sadece Adam Malysz’in altın madalyalar kazandığı tepede bu sene Dünya Şampiyonası düzenlenecek, bu kadar. Adam’la kıyaslanmamın önüne geçemeyiz, ama önemli olan bu kıyaslarla nasıl başa çıktığımız. Ben Adam’ın başardığı her şeyi başarmak zorunda değilim. Ki böyle bir şeyi başarmak istesem de benim için çok çok zor olurdu.

Kaynak

4 Nisan 2012 Çarşamba

Peter Prevc Röportajı

Benden küçük sporcu görünce biraz daha gömülürüm koltuğuma, göbeğime bakarım. Hentbol mentbol oynadım, hala da filinta insanım, bakmayın göbeğim var dediğime de, profesyonel bir spor yapaydım ne bileyim...

20 Eylül 1992 doğumlu, Sloven bir genç Peter Prevc. Uzun süredir dikkatimizi çekiyor, uzun süredir Slovenya'yı sevsin sevmesin herkesin desteğine maruz kalıyor. Schlierenzauer familyasından, henüz 16 yaşındayken büyük adımı attı, daha 20 yaşındayken "artık bu tecrübeyle bir podyum görmesi lazım" dedirtiyor. Onun işi de zor, bu yaşta tecrübelenmek, zor...

Güzel ama şanssız bir sezon geçirdi Peter. Podyuma çok yaklaştı, müthiş atlayışlar yaptı ve bir anda favoriler arasında buldu kendisini. Sonra büyük bir düşüş, yaralanan bir köprücük kemiği... Nasıl başladı, nasıl bir sezonu geride bıraktı, gelecekte ne yapmak istiyor, bir de ona sorduk.



Röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz Peter, hemen giriş için kendi ağzından Peter Prevc'in kayakla atlama hikayesini okuyalım mı?

8 yaşında başladım kayakla atlamaya. Evimiz tepelere yakındı, o yüzden tepeler hep ilgimi çekerdi, arkadaşlarımda gidip atlardık. 10 yaşında ilk kez doğru düzgün bir atlayış yaptım güzel bir tepeden, babam da ilgimin çok olduğunu gördü, daha o gün gidip SK Triglav Kranj'a yazdırdı beni. Böyle başladı hikayem. Zaten çok sevilen bir spor ülkemde, ben de rahatlıkla istediğim sporu yapabildim. 

Tam böyle demişken sorayım, nereden geliyor Slovenlerin bu kayakla atlama sevgisi?

Biz sadece kayakla atlamayı değil, sporu çok severiz. Kış sporlarının ayrı bir yeri var tabii ama kayakla atlamanın bu kadar sevilmesinin sebebi Planica gibi bir yere sahip olmamız. Çok büyüleyici ve küçük çocuklar orada yarış izlediğinde etkileniyor. Zaten kayakla atlama kesinlikle çok izlenesi, bol adrenalinli bir spor, e bu da cazibesini artırıyor.

Belli bir hedef için mi başladın, yani çok iyi bir kayakla atlamacı olmak için mi adım attın bu spora, yoksa birçok kayakla atlamacı gibi adrenalin açlığını köreltmek için mi?

Başta sadece sevdiğim içindi. Aslında çok fazla sporu bir arada götürüyordum çocukken. Ancak tabii kayakla atlama bambaşka bir spor ve kayakla atlamada kalmayı tercih ettim. Tabii ki artık hedeflerim var.

Başlangıçtan hemen sonra müthiş bir gençler kariyeri yaşadın. Dünya Gençler Şampiyonalarının en başarılı isimlerinden birisin, yine küçük yaşta Continental Cup'ta çok iyi işler yaptın. Tüm otoriteler senden beklentilerini tepeye çıkardı bu başarıların sonrasında. Peki bu baskı yarattı mı hiç?

Evet, Dünya Gençler Şampiyonaları özeldir ve ben de madalya almayı başarmış insanlardan biriyim. 2010'daki madalyam sonrasında evime döndüğümde insanlar, koçlarım özellikle "bu sadece başlangıç" demişti bana. O zaman hem bu yolun benim için zor olacağını anlamıştım, hem de önümdeki bu zor yol çok büyük bir merak ve keyif uyandırmıştı. Eğer iyi düşünürseniz, olumlu bakarsanız beklentilere, her şey güzel oluyor. 

Bu sezona gelelim. Tam zirveye çıktığında büyük bir düşüş yaşadın ve ciddi bir sakatlık geçirdin. Tedavi sürecin nasıldı ve şu an ne durumdasın? Türk hayranların bayağı endişelendi senin için zira, onlara bilgi verelim.

Bu tip kazalar hep olur. Çok risk aldım ve inan havadayken aldığım riskin kontrolden çıktığını anladım, yapamadım yani. Üzülmüyorum, nasılsa iyileşeceğim ama bazen atlayışı izliyorum kayıtlardan, kendi kendime "vay be ne biçim atlamışım" diyorum, anlam veremiyorum yani. Gelecek hafta omzuma takılan metal çıkarılacak, ufak bir operasyon var, sonrasında da artık gelecek sezona odaklanabileceğim sağlıklı bir şekilde.



Hem senin, hem de takım arkadaşlarının performansı çok yükseldi. Bir koç değişikliği yaşadınız, Goran Januş'un gelmesi de çok yaradı sanki. Bu değişikliğin sebebi Goran Januş mu?

Açıkça söyleyeyim, değişikliğin sebebi tam olarak nedir, hiçbirimiz bilmiyoruz. Belki de dediğin gibi Goran Januş'un takıma getirdiği havadır. Sadece ona bağlamamak lazım ama. Geçen yazın başından beri acayip çalışıyoruz ve bu istekli çalışmanın bir karşılığı aldığımız sonuç. Yine Goran'ın yardımcıları Jani Grliç, Nejc Frank ve Matjaz Polak'ı da anmadan geçmeyeyim, onlar da inanılmaz yardımcı oluyorlar. Ama yeni koç kadrosunun özel bir hava getirdiği açık.

Yine Erzurum'da da çok iyi bir iş çıkardı bizimkiler. Nejc ve Jaka madalya aldılar, şampiyon çıkardık. Genç takım bayağı iyi. Hem benim için de iyi oldu, artık A Takım'da en genç ben olmayacağım gelecek sezon.

Herkes senin bir normal tepe uzmanı olduğunu söylüyor. Ancak bu sene kayakla uçma tepelerinde de harika iş çıkardın. Ne değişti peki?

Ne mi değişti? Sebep olarak ne gösterebilirim... Sanırım havadaki pozisyonumda değişiklik yaptım sonunda. Uzun süredir uğraşıyordum zaten. Ama bu daha başlangıç. Daha geliştirmem gereken ve benim de geliştirmek istediğim çok özelliğim var.

2014'te, Soçi'de yapılacak olimpiyatları sormak istiyorum. Gelişiminde olimpiyat hedefine dayalı bir çalışma var mı? 

Soçi'ye daha çok yol var. Takım için de, bireysel olarak da hedef belirtmek anlamsız olur şimdiden. Ama Slovenler olarak müthiş bir iş yapacağımıza söz verebilirim.

Yavaş yavaş kayakla atlama dışına döneceğim ama önce şu çok eleştirilen rüzgar-kapı formülü hakkında ne düşünüyorsun onu öğrenmek istiyorum. Eleştirilen haklı mı gerçekten?

Bence hayır. Bu kadar eleştirilmesi yanlış. Bence bu uygulamayla yarışları biraz daha kurala dayalı, biraz daha akıcı hale getirebiliyoruz. Ama şunu da söylemeliyim ki bu bir dış alan sporu, salon sporu değil. Ne kadar matematik koyarsanız koyun olmuyor, doğayı yenemiyorsunuz.


Peki bu kadar kayakla atlama yeter. Özel hayatında neler yapıyorsun, tüm o antrenman ve yolculuklar dışında?

Aslında sıkıcı bir adamım. Çok fazla zamanım yok zaten dediğin gibi. Spor dışında internette takılıyorum bazen, ya da sorular falan geliyor, onları yanıtlıyorum. Çok bir şey yapmıyorum yani.


Peki idolün? Seni en çok etkileyen kayakla atlamacı kim?

Robert Kranjeç. Kesinlikle çok büyük bir sporcu. Müthiş çalışkan, hep motive. Onunla olmak büyük keyif. Çok saygı duyarım.


Favori tepen hangisi?

Oslo-Holmenkollen ve Zakopane-Wielka Krokiew.

Çok gençsin ve senin yaşıtların kayakla atlamaseverlerin büyük çoğunluğunu oluşturuyor artık. Bu nasıl bir duygu? Hayranlarının olması neler hissettiriyor?

Zorluğu yok, onu söyleyebilirim. Genç olmak daha kolay zaten, çok fazla düşünmüyorsunuz ne yapacağım diye, çıkıp atlıyorsunuz. Yine genç jenerasyonun spora olan ilgisinin artması da çok güzel, akranlarınızla yarışıp, akranlarınızı eğlendiriyorsunuz bir anlamda.

Son olarak Türkiye'yle ilgili bir soru sormak istiyorum. Yavaş yavaş gelişiyor ülkemizde bu spor ve aileleler yeni yeni gelişen bu sporu çok bilmediklerinden, çocuklarını yönlendirmiyorlar pek. Onlara neler söylemek istersin?

Öncelikle şunu söyleyeyim, ki herkes söyler, kimse inanmaz aslında, kayakla atlama dünyanın en güvenli sporlarından bir tanesi. Düşme riskiniz, hata yapmanızla doğru orantılı, ki hangi sporda hata yaparsanız yapın, bir yara alırsınız. 

Hayatımdaki en büyük zevk şu anda kayakla atlama. Hem yapmak için sabırsızlandığınız bir şey, hem de size para kazandırıyor, düşünsenize. Hayata tutunma amacı oluyor bir süre sonra. Her ne kadar tehlikeli gibi gözükse de, hem sanıldığı kadar tehlikeli değil, hem de aslında her türlü tehlikeye değer. Yani kısacası, kesinlikle başlanması gereken bir spor.

Çok teşekkürler Peter, umarım yakın zamanda eski sağlığına dönersin ve seneye seni tepede izleriz.

Ben teşekkür ederim.




Röportaj: Gülce Dilem Dever

Yazı: Ozan Sülüm

Hofer: En Zorlu Sezonlardan Biriydi


Geçtiğimiz sezona damgasını vuran pek çok şey sayabiliriz. Schlieri ve Dört Tepe, Bardal ve Dünya Kupası, Japonlar’ın yükselişi, Norveç’in Avusturya’ya kafa tutuşu, Romören’in yeniden hayata dönüşü, Pavel Karelin, Hilde’nin kazası ve olaylar olaylar. Bir baş aktör vardı ki herkesten rol çaldı; rüzgar ve hava koşulları.

Her ne kadar sinir bozucu olsa da ben kendi adıma itiraf edeyim. Çok uzun zamandır olmayan bir şeyi yaşamak eski günlere döndürdü ve çok güzel nostaljik anlar yaşattı; tekrar edilen turlar. Rüzgar puanlaması gelmeden evvel bunu çok sık görüyorduk. Ama yeni puanlama sistemine geçildiğinden beri yanlış hatırlamıyorsam ilk defa bu sene bir bütün tur yeniden atlandı. Nerede o uzayıp giden yayınlar, son bir sporcu kalmışken tekrar kararı alınan turlar. Hey gidi.

Neyse efendim uzun lafı kısası bir diğer FISskijumping röportajını daha sizlerle paylaşıyoruz. Bu sefer tüm bu kapı değişiklikleri, tam işler heyecanlanmış, mesafeler artmışken gelen kapı düşürmelerin ardındaki adam. Daha doğrusu bu şekilde görülen ve eleştirilerin merkezinde olan bir adam; Walter Hofer. Neden bu şekilde görülen dedim hemen açıklayayım. Bilirsiniz, zaman zaman görüntüye gelir. Verevine dizilmiş çapraz pencerelerden sarkan amcalar vardır; jüri. Yarışa yapılan hemen her müdahalenin çıkış noktası aslında o jüridir. Hofer ise sadece işin uygulayıcısı, sözcüsüdür. Hatta bir sene önce yine bir Hofer röportajı yayınlamıştık blog’ta. Orada sorulan son soruda kendisi de durumu açıklıyor.

Daha fazla uzatmayayım, buyursunlar.

FISskijumping: Harika ama bir o kadar da zor bir sezonu geride bıraktık.

Walter Hofer: Evet, oldukça zorluydu ama itiraf etmek gerekirse önceki sezonlarda Planica’ya geldiğimizde çok daha az enerjim olurdu. Organizasyon ve yarışların düzeni açısından en zor geçen sezonlardan biriydi. Kış boyunca hava koşulları çok kötüydü ama çok iyi organizatörlerimiz var ve temel olan pek çok koşulda ciddi iyileştirmeler yapmayı başardık, tepeler hazır edilmesi anlamında da çok büyük emek verildi ve başarılı da olundu. O kötü koşullara rağmen yarışların devamlılığını bu şekilde sağladık. Sezona dair en güzel şeylerden biri de podyumda sürekli bir sirkülasyon olmasıydı. Avusturya’nın takımlardaki dominasyonuna rağmen zirvedeki mücadele çok çok yakındı. Neredeyse on farklı ülkenin sporcuları Dünya Kupası ayağı kazanma potansiyelindeydi.

FISskijumping: Anders Bardal en yaşlı Dünya Kupası şampiyonu oldu, bu müthiş bir şey. Ve gösteriyor ki gençlerle tecrübeli sporcular arasında çok iyi bir denge var.

Hofer: Evet, bizim amaçladığımız da buydu zaten: sporcuların biraz daha geç yaşta performanslarının zirvesine çıkmaları, ama performanslarını çok daha uzun bir süre üst seviyelerde tutabilmeleri. Her ne kadar bazı sporcuların 40 yaşına kadar da atlamaya devam edebileceğini kestiremeyecek olsak da üst düzey performanslarını olabildiğince uzun yıllara yayabilmelerini istiyoruz.

FISskijumping: Yeni sezonla ilgili gelişmeler şimdiden başlamışken kurallarda ya da ekipmanlarda değişiklikler bekleyebilir miyiz?

Hofer: Şu anki kurallar oldukça başarılı işliyor ve müsabaka formatında hayli esnek davranabilmemize imkan sunuyor. Şimdiki önceliğimiz tribündeki ve özellikle televizyon karşısındaki izleyiciler için sporun saydamlığını artırabilmek. Grafikler, bilgi ve haber akışı çok daha sade, bilgilendirici ve anlaşılır olmalı. Zaten bununla ilgili birkaç projeyi komitemize sunmak üzereyiz.

Sprocular şu an mevcut ekipmanlardan zaten optimum şekilde faydalanıyorlar. Şimdilerde dış etkenlerdeki en ufak değişiklikten bile aerodinamik bir avantaj sağlayabilecek durumdalar. Ancak zaman geçtikçe ekipman kontrolü çok daha karmaşık bir hal aldı. Bu alanda değerlerin daha ideal bir hale getirilmesi üzerine çalışacağız.

FISskijumping: Walter Hofer sezon bittikten sonra ne yapar? Tatil fırsatı var mı yoksa aynen çalışmaya devam mı?

Hofer: Artık sorumluluklar daha farklı elbette. Üniversitede ders vereceğim, firmalarla, yayıncı kuruluşlarla yapmam gereken toplantılar var. Aynı şekilde idari ve teknik sorumlularımızla da düzenli şekilde fikir alışverişinde bulunuyoruz. Hatta yakın zaman bahar toplantımızı yapacağız ve orada yeni sezon takvimi şekillenmiş olacak. Ve sonra herşey yeniden başlayacak.


FISskijumping: Ama tatil yapma imkanınız vardır diye umuyorum?

Hofer: Evet, rahatlamak, dinlenmek için vakit ayırıyoruz. Ama bizim için bu dinlenme seyahat ederek değil, evde oluyor.

Kaynak: http://berkutschi.com/en