4 Mart 2012 Pazar

Gün Daiki Ito'nun


Lahti'de bugün yapılan normal tepe bireysel yarışta bol bol rüzgar ön plana çıktı. Sürekli değişken olan rüzgardan dolayı jürinin de eli kolu bağlandı ki, kapıyı hiç değiştiremediler.

Kamil Stoch, Severin Freund, Martin Koch, Jurij Tepes ve Tom Hilde ise kötü rüzgarlarla atlayıp final turuna bile kalamayan isimler oldu. Kofler mi Schlieri mi Bardal mı diye düşünürken yılın en iyi isimlerinden Japon Daiki Ito bu sezonki 3. zaferine ulaştı. Aynı zamanda Ito'nun bu galibiyeti Avrupa'da kazandığı ilk yarış oldu.

Anders Bardal'ın ikinci olduğu bir günde Schlieri'nin 6. olması aralarındaki farkın açılmasına neden olurken, üçüncülük ise Çek Lukas Hlava'nın oldu.

Son dört yarış kala Bardal-Schlieri farkı 84 puana çıktı.

Bu arada 18 yaşındaki Sloven Jaka Hvala 9. olarak günün en iyi işini çıkardı.

Tahmin yarışmamızın Vikersund ayağında Ozan bilmişti, bugün de ben bildim. Ama başka bilen çıkmadığı için hediyemiz başka yarışa kaldı.

1. 56 Ito, Daiki Jp 93.0 92.0 245.5
2. 61 Bardal, Anders No 90.5 96.0 239.2
3. 47 Hlava, Lukas Cz 90.5 94.5 237.2
4. 44 Koivuranta, Anssi Fi 94.0 91.5 234.3
5. 49 Takeuchi, Taku Jp 90.5 90.5 232.5
6. 60 Schlierenzauer, Gregor At 91.0 89.5 229.3
7. 57 Morgenstern, Thomas At 83.5 93.5 228.5
8. 51 Ammann, Simon Ch 85.0 91.5 228.4
9. 12 Hvala, Jaka Si 85.0 91.0 227.9
10. 42 Zyla, Piotr Pl 92.0 86.0 227.7

3 Mart 2012 Cumartesi

Anders Bardal

Tahmin Yarışması

Vikersund'da bireysel şampiyonu bilene ödül vereceğiz dedik, benden başka kimse bilemedi arkadaş. Hayır şansa bala da mı tutturamaz kimse... Eren'e hediyeyi bana ver dedim, vermiyor. Ben kazana düşmüşüm...

E adamın elinde hediye var. Tezgah açıp satacak hali de yok. Size verelim madem dedik yine. İki adet yarışmamız var şimdi. Şöyle ki:

1- Lahti'de kim kazanır? (bireysel) (yarına kadar)
2- Dünya Kupası'nı kim şampiyon bitirir? (18 Mart'a kadar açık)

Cevaplarınızı yorum bölümüne ayrı ayrı belirterek yazıyorsunuz, birden fazla bilen olursa hediye ben alıyoru... Şaka şaka çekilişle belirliyoruz.

Lahti'yi bilenin hediyesi Salı, bilemedin Çarşamba, en kötü ihtimalle Perşembe elinde. Öteki 18 Mart'tan sonra.

Not: Sadece bir tahmin de yapabilirsiniz. Bizim için sıkıntı olmaz.

2 Mart 2012 Cuma

Norveç Güncesi 8 | Halkla İlişkiler


Evet, bugün de Lahti’de atlayamadık.  Oradaki yel hakkındaki yorumu emekli olimpiyat şampiyonu Lars Bystöl çok güzel bir şekilde yapmış, üzerine başka bir söz söylemeye gerek dahi yok: "Must be a hard job to be a flagstick in Finland!" (Finlandiya’da gönder olmak zor bir iş olmalı)

Madem eleme haberi yok, Vikersund malzemeleriyle devam edelim isterseniz. Öncelikle bireysel yarış sonrası Martin Koch röportajım:

Ben: Favorilerden biriydin. Hayal kırıklığına uğradın mı?
Koch: Biraz, elbette. Altın için gereken her şeye sahip olduğumu düşünüyordum. İlk anda biraz hayal kırıklığı yaşadım, fakat giderek daha iyi hissediyorum.
Ben: Takım yarışı için beklentilerin ne yönde?
Koch: Norveç ve Slovenya ile savaşacağımızı düşünüyorum. Altın için mücadele edeceğiz.
Ben: Düşüşünden sonra herhangi bir ağrı, ya da acı hissettin mi? (Reha Muhtar ekolünden bir sual)
Koch: Şu anda bir ağrım yok, belki yarına olabilir fakat şu anda yok.
Ben: Neden düştüğünü anlayabildin mi peki?
Koch: Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.
Ben: Vikersundbakken hakkında ne düşünüyorsun?
Koch: Güzel. Burada atlayış yapmak gerçekten keyifli. Rüzgarlı hava şartları vardı, onu saymazsak tepe harika. 



Şimdi de bireysel yarış basın toplantısı:

Tore Fossen: Martin, bronz madalya sahibi. İkinci turda neler oldu?
Koch: Gerçekten bilmiyorum. Rakiplerim uzun atlayışlar yapmıştı, dolayısıyla benim de mesafeyi bulmam gerekiyordu. Bunu yaptım da. Normalde bu tip bir atlayışta ayakta kalırdım, fakat bugün dengem biraz yana doğru bozuldu. Bu uzunlukta bir atlayışta böyle bir hatanın telafisi olmuyor.

Tore Fossen: Rune, şu ana dek çok başarılı bir sezon geçiriyorsun. Burada da bu başarını bir gümüş madalya ile taçlandırdın. Neler söyleyeceksin?
Velta: Teşekkürler. Benim için gerçekten de harika bir sezon oluyor.  Bugünkü de mükemmel bir sonuç.

Tore Fossen: Robert, Dünya Şampiyonası tarihinde ilk kez podyumdasın ve zirveyi kapmayı başardın. Bugün şartlar nasıldı? Halinden memnun olduğunu düşünüyorum.
Kranjec: Şampiyon oldum, elbette mutluyum. (gülüşmeler) Şartlar çok iyi değildi, daha iyi olabilirdi. İlk atlayışta rampa içi hızım yeteri kadar yüksek olmadığı için çok uzun bir mesafe bulamayacağımı biliyordum. İkinci atlayışta uzağa gideceğimin farkındaydım, ancak 244 metreye ulaşabileceğimi de düşünmemiştim. Uygun koşullar olursa burada 250 metre atlanabileceğini düşünüyorum.

Tore Fossen: Diğer iki atlete de aynı soruyu yöneltmek istiyorum. Robert burada 250 metre atlamanın mümkün olduğunu söylüyor. Bu görüşe katılıyor musunuz? Martin?
Koch: Evet, mümkün. Ancak şartların mükemmel olması gerekiyor. Zor, ama mümkün.

Tore Fossen: Peki Rune, sen ne düşünüyorsun?
Velta: Doğru şartlar ve doğru sürat yakalanırsa bence de mümkün.

Basın: Rune, rampadan çıkarkenki düşüncelerin ve hislerin nelerdi?  Son atlayışı sen yaptın.
Velta: Sadece yapmam gerekenlere odaklanmıştım. O kadar.

Basın: Rune, atlayışını yapmadan önce Robert’in 244 metre atladığını biliyor muydun?
Velta: Evet, en azından uzun bir atlayış yaptığını biliyordum. Martin’in de düştüğünü gördüm. Yine de uzun bir atlayış yapmak zorunda olduğumun farkındaydım.

Basın: Robert, bir Slovenyalı olarak Vikersund benim favori tepem diyebilir misin bugünden sonra?
Kranjec: Hayır. (gülüşmeler)

Basın: Neden?
Kranjec: Çünkü alçak kapıdan ve iyi olmayan şartlarda uzun atlayış yapabilmek gerçekten çok zor. Ayrıca biliyorsunuz, bir Slovenyalı olarak Slovenlere karşı sorumluluklarım var.

Basın: Rune, atlayışını yaptıktan sonra bütün takım sana koştu ve seninle birlikte sevindi. Anders Bardal müsabaka sonrası yaptığı açıklamada madalyayı senin kazandığını, fakat bu ikinciliği tüm takımın ortak başarısı olarak gördüklerini söyledi. Sen de bu şekilde mi düşünüyorsun, bu gümüş madalya tüm takım için diyebilir misin?
Velta: Evet, ben de o şekilde düşünüyorum. Biz bir takımız, her gün beraberce yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Muhakkak takımdaki herkesin bir parçası var bu başarıda.

Basın: Norveçliler bir “Alexander Stöckl etkisi”nden bahseder oldu bu günlerde. Stöckl senin için ne anlama geliyor ve bu madalyadaki rolü ne?
Velta: Alex bana ve diğer takım arkadaşlarıma güzel bir şans verdi. Kayakla atlama adına bize kattığı ve ona minnettar olduğumuz bazı yenilikler oldu. Artık yarınki takım mücadelesini bekliyoruz.



Durum Değerlendirmesi

Bloga yayın saatlerini girmek dışında bir şey yapmadığımı fark ettim. Bu kadar uzun süre geçti madem, kısa ama öz bir yazıyla geri döneyim.

Son 600 puan kaldı sezonun bitimine. Bireyselde müthiş bir çekişme var, her yayında söylüyorum zaten. Ben anlatmaya başladığımdan beri belki de ilk defa son yarışa kalacak her şey ve Planica yıllar sonra "sezon sonu kapanış töreni" olmaktan çıkacak. 

Anders "Lider" Bardal


                       Bana Mı Dedin Abi?


Evet kariyerinin en iyi yılını geçiriyor. Sadece sezonunu değil, yılını. Geçen sene bu dönemde başlayan bir performans yükselişi var ve sezonun tamamına yaymayı başardı. Mika Kojonkoski Norveç Federasyonu'a "Ada ben ayrılmak istiyorum" dediğinden beri coştu adam. Ancak Vikersund'a gelinirken bir şeyler oldu Anders'e. Hala iyi durumda, iyi atlıyor ama o kadar. Ritmini kaybetti sanki. Dünya Kupası'nı kazanmak için iyi atlıyor olmanız yetmez, her şeyin kusursuz olması gerekir. Yavaş yavaş kusurlanmaya başladı. Eğer Lahti'de sarı mayoyu kaybederse, ki ben Schlieri'nin alabileceğini düşünmüyorum, o zaman bir daha toparlanamaz.

Gregor "Artık Soyadını Bakmadan Yazabiliyorum" Schlierenzauer


                       Uzaklara Bakmalı Profil Fotoğrafı


Kariyerini tamamladıktan sonra "kazanacağın başka bir şey kalmadı, sezon içinde konsantrasyon kaybı yaşar mısın sence?" sorusuna, "hangi kanal?" diye cevap vere... Değil değil. "Hayır, hiçbir şey olmamış gibi devam edeceğim" cevabını veren Schlieri, aynı şekilde devam edememeye başladı. Vikersund'da da gördük, güçlü çıkmaya çalışıyor, agresif olmak istiyor ama bir şeyler izin vermiyor sanki. 

Yeni bir ekipman deniyor kayak bağlantılarında. Bana sorarsanız çıkış-ekipman  çalışmalarının hepsi Soçi hazırlıklarının bir başlangıcı. Adam Malysz (ulan Malysz'le konuştup blog yazısı içinde adamın cümlesini kullanıyorum...) de "birkaç hafta önce Schlieri'ydi ama şimdi favorim o değil" demişti. Benim de favorim artık o değil. Ama Schlierenzauer'den bahsediyoruz. 

Andi "Dişlik" Kofler


                           Bu Nasıl Fotoğraf Lan?


Yayınlarda falan da söylerim, en sevdiğim adamdır turdaki. Vikersund'da kariyerinin en iyi uçuş performansını çıkarmış olması Dört Tepe sonrası düşen performansını yükselttiği anlamına mı geliyor, bence hayır. Vikersund başka bir şey, ayrı bir disiplin adeta. Yalnız şunu söyleyebilirim ki, Kofler'deki özgüven sorunu aşılmış gibi. Yine çıkış konusundaki son 1.5 aylık rezil performansı da ortadan kalktı. Herkes onun sezon sonu ilk 3 dışında kalmasını bekliyor ama ben hala şampiyonluğun mümkün olduğunu düşünüyorum. Lahti'de kazanırsa çok kişinin kellesi gider Daver.

Kamil "Böyle Giderse İsmiyle İlgili Espri Yapacağım" Stoch 


                                     Stoch Ikınırken


"Derdin, sıkıntın nedir kardeşim?" diye sormak istiyorum kendisine. Be evladım, be güzel dostum, yıllar sonra bir numara oldun, Polonya seyircisi seni benimsedi, başbuğ kabul etti, senin hala ellerin soğuk ve yağmurlu...

Artık tecrübeli sayılır Kamil. Evet yarış kazanmaya devam ediyor ama yarış kazanmanız sizi büyük sporcu yapmaz hiçbir zaman. Önemli olan sonunu getirebilmektir. Aha karşımızda Römoren var. 8 yarış galibiyeti, 22 podyum, eski rekortmen... Ee? Öyle olmak istiyorsa olsun ama devamını getirmezse anlamsız bir kariyer yapmış olur. Lahti'de kazanırsa ilginç işler olur sezon sonu. Olsun.

Thomas "O Eski Halimden Eser Yok Şimdi" Morgenstern


                                           İpana Reklamı


Bu sezon ne için atladığını o da bilmiyor inanın. Geçen sezon 52187598 tane şey kazandıktan sonra normal aslında ama insan bir "Vikersund'da şampiyon olayım, iki kez üst üste Dünya Kupası alayım" falan der. 

Onun sorunu tamamen mental gözüküyor. Bitse de tatile çıksam diye devam ettirdiği sezonu boş geçirmek üzmüyor sanırım kendisini. Gerçi o nasıl boşluksa, dünya şampiyonası altını, takım turu şampiyonluğu falan aldı herif. Seneye düzelir, efsane efsane atlar,  yine bol bol kazanır diye düşünüyorum. İlk üç için bile şansı yok sezon sonu. (bence)

Son 6 yarış, Planica'ya 3-4 şampiyon adayı girse ne inanılmaz olur be.

1 Mart 2012 Perşembe

Norveç Güncesi 7 | Ufak Bir Albüm


Malumunuz birkaç gün ara vermiştik yazılarımıza, onlara kaldığım yerden devam edeceğim. Öncesinde birkaç tane "benli" fotoğraf karesi paylaşmak istiyorum, hani "Schlieri röportajı bile geliyor, fakat otobüs fotoğrafıyla. Ne iş?" diyenler olabilir belki diye... (Ben de siz oyalanırken kaçarı... Yeni yazımı hazırlarım)

Kongsberg Kayakla Atlama Müzesi:



Walter Hofer dersine çalışırken:






Norveç Milli Takımı ve Vikersund basın şefi Tore Fossen:




Rune Velta ve Vikersund basın şefi Tore Fossen ile bir adet test atlayıcısı (:




Emmi Chedal:



(Dipnot: Son üç fotoğraf için Olga Maciejewska'ya teşekkürlerimle)

28 Şubat 2012 Salı

Ville Larinto Özlemi Sona Eriyor


2011 yılının ilk günü Dört Tepe Turnuvası'nın GaPa ayağında kötü bir düşüş yaşayan, çeşitli ameliyatlar geçirdikten sonra bir kez daha düşüp yine kayakla atlamaya ara vermek zorunda kalan Fin sporcu Ville Larinto bu hafta sonu Finlandiya-Lahti'de yapılacak Dünya Kupası yarışıyla geri dönüyor.

Finşandiya'nın bu zor dönemimde onun katıkısı koç Pekka Niemela'ya da ilaç gibi gelecektir. Büyük bir özlemle Ville Larinto'nun yapacağı atlayışları bekliyoruz. Hoşgeldin Ville !!!

26 Şubat 2012 Pazar

Türkiye’nin Şampiyonları

video

Bugün düzenlenen Türkiye Şampiyonası’nın podyumundan keyifli anlar

Şampiyonadan da Öte

Erzurum’da düzenlenen Dünya Gençler ve 23 Yaş Altı Dünya Şampiyonası’nın ardından Kiremitliktepe’de çok özel ve güzel bir şampiyona gerçekleştirildi. 40 metrelik tepede Türkiye Şampiyonası, 20 metrelik tepede de antrenman atlayışları yapıldı. Vasja Bajc da seremoni öncesinde ulusal şampiyonanın Dünya Şampiyonası sonrasında yapılmasının özel olmasına değindi.

Bir kaç yıl içerisinde isimlerini sadece bizim değil herkesin zikredeceği isimleri Sloven ekip, Yüksel Hoca, Necati Hoca ve İlhan Hoca ile birlikte takip ettik. Bedir Ali’yi, Arda’yı, Hilal’i,... canlı izlemek ise her şeyden önemliydi.

Önceden gitmeksek de görmesek de güzel şeylerin yapıldığını bildiğimiz Erzurum’da, bir hafta boyunca Dünya Şampiyonası’nı takip ettikten sonra Türkiye Şampiyonası ile yapılan güzel şeylere biz de tanık olduk. Yüksel Hoca’ya, Vasca Bajc’a, Bine Norcic’e, Jure Radelj’e ve emek veren herkese teşekkür etmemiz gerekiyor.






Ödül seremonisinde ilk beşe giren sporcularımıza Adam Malysz imzalı bib, antrenman atlayışı yapan sporcularımıza da Adam Malysz imzalı kartların verilmesi tüm ekibin ne kadar özel olduğunu bir kez daha gösterdi.

Hepimizin bildiği bir şeyi tekrarlıyor olacağım belki, ama söylemeden geçemeyeceğim; güzel günler bizi bekliyor. Erzurum’da verilen emeklerin meyvesini verecek olmasını bilmek, geleceğe daha da umutla bakmamızı sağlıyor.



Vikersund'da Takım Yarışı Kadroları

Avusturya: Morgenstern, Schlierenzauer, Kofler, Koch
Norveç: Romoeren, Fannemel, Velta, Bardal
Almanya: Wank, Freitag, Mechler, Freund
Slovenya: Damjan, Tepes, Sinkovec, Kranjec
Japonya: Watase, Tochimoto, Takeuchi, Ito
Çek Cumhuriyeti: Janda, Matura, Koudelka, Hlava
Polonya: Kot, Zyla, Mietus, Stoch
Rusya: Kornilov, Ipatov, Kalinitschenko, Vassiliev
Finlandiya: Happonen, Muotka, Hautamaeki, Koivuranta
Kazakistan: Korolev, Pchelintsev, Levkin, Zhaparov

Vikersundbakken | 360 Derece

Dikkatli izleyin, videodaki misafir sanatçının kim olduğunu siz söyleyin. Gördüğünüz gibi hiçbir masraftan kaçınmadım, hep sizler için.

video

Norveç Güncesi 6,5 | Schlieri Röportajı


Fotoğraf biraz alakasız, amma bunu da bir yerde paylaşmam lazımdı. Acayip bir
taşıt, içinde yok yok. Mutfağı geçtim, şef aşçısı bile mevcut. Otobüs değil, yürüyen beş
yıldızlı otel desem yeri. Neyse, çok saptım, konumuza döneyim.

Önce hikayesi: Schlieri üzgün bir şekilde basın mensuplarının arasından yavaş yavaş ilerler. Başı öndedir, sağıyla soluyla pek ilgilenmez. Bu sırada Avusturya basınından, eski kurtlardan olduğu her halinden belli olan biri, mahzun yıldızın yanına yaklaşıp birkaç soru sorar. Ben de hemen onun yanında pusuya yatarım. Soru cevap fasılları bitince de telefonumda olduğunu dahi dün keşfettiğim ve iki gündür hunharca kullandığım ses kaydedici uygulamamı çalıştırırım, Schlieri'nin önüne atlarım:

Ben: İkinci atlayışında neler oldu? Rampadan çok güçlü çıkmana rağmen, neden aniden irtifa kaybettin ve erkenden indin?

Schlieri: Biraz fazla riske girdim. Yapmam gerekiyordu. Kayak takımımla ilgili sorunları hala çözebilmiş değilim. Hala mükemmel oldu diyemiyorum. Sonuç olarak en iyi günüm değildi.

Ben: Dünya Kupası'nda sona yaklaştık. Toparlanıp devam edebilmen gerekiyor. Kalan ayaklarda bunu başaracağına inanıyor musun?

Schlieri: Umarım.

Ben: En azından yine zirve mücadelesinde yerini alacağını düşünüyorum, bunu yapabileceğini çok kez gösterdin.

Schlieri: Evet, belki kazanabilirim. Evet. (gülüşmeler)

Ben: Takım yarışında bol şanslar.

Schlieri: Sağol.

İkinci atlayıştan biraz daha bahsedelim: Schlieri ikinci tur atlayışını çok kötü şartlarda yaptı. Rampadan inanılmaz kuvvetli çıkmasına rağmen, sanki arada bir yerde altındaki hava çekiliverdi ve atlayışını daha fazla zorlayamayacağını fark edince mecburi iniş yapmak durumunda kaldı. Atlayış izni aldığı şartların iyi olmadığının kendisi de farkında, çünkü indikten sonra alkışlayarak kendisini bu şartlarda atlatanları protesto ettiğini düşünüyorum. Ha, sorsanız inkar edecektir, "o alkış kendime bir eleştiriydi" diyecektir; çünkü bu tip bir protesto hem etik olarak hoş değil, hem de cezai bir yaptırımla karşı karşıya kalmasına neden olabilir.

Benzer bir durum Simi için de geçerli. İkisinin de ikinci atlayışları daha iyi koşullarda olsaydı, dünü çok daha iyi sıralarda bitirebilirlerdi.

Schlieri anlatıldığı kadar kompleksli, burnu havada bir adam değil onu baştan belirteyim. Hırslı. Gerçekten çok hırslı. Yaşının getirdiği hamlıkları da var, gözlerinden okunuyor. Bugünkü inişinden sonraki alkışı özellikle Avusturya basınındakiler tarafından eleştiriliyordu. Hatta "O alkışı Harri Olli yapmış olsaydı bir kez daha ceza alırdı" diyen de vardı, "Gördünüz mü, bizim küçük prens gözyaşları döküyordu" şeklinde mübalağalarla hayal kırıklığına gönderme yapan da. Evet, "Fair game" olmalı, ancak ben onların tarafında değilim. Kazanmaya alışmış genç bir yıldız, henüz 22 yaşında yaptığı sporun en büyüğü olarak lanse edilen hırslı bir sporcu dönem dönem bu tip tepkiler verebilir diye düşünüyorum. Biraz lüksü olmalı bu insanların. Erkenden indiği ikinci atlayışında rampadan çıkışının mükemmelliğini betimleyecek kelime bulamıyorum. O çıkış ile ikinci turun 25.'si olduysa da, varsın biraz isyan etsin adam arkadaş!

Ben sevdim Schlieri'yi. Tanısanız siz de seversiniz.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Norveç Güncesi 6 | Robert Kraljetzt!





Elimde ne kadar fazla malzeme var anlatamam. Hangi birini ne ara paylaşayım şaşırmış durumdayım. Yarış sonrası morali oldukça bozuk olduğu için pek çok gazeteciyi pas geçen Schlieri'yle bile konuşma şansı buldum. Galiba ben muhabirmişim aslında.

Yine ilginç bir günü geride bıraktık. İlk turda rüzgar şiddeti tahminleri biraz aşınca, yolcu sıkıntısı çeken Harem - Gebze dolmuşu (evet, Angara dolmuşu) misali her köprü altında rüzgarın dinmesini bekledik ve yarım saatlik müsabaka için fazladan bir saat harcadık. Dolayısıyla bir tur daha kaybederek dünya kupası ayağı misali bir şampiyona tecrübe etmiş olduk. Buna ek olarak ikinci turun ilk yarısında kapıyı ısrarla yukarı çekmeyen jürinin gecikmesini de katarsak, bir buçuk turluk bir şampiyonluk mücadelesi birazcık kırıcı oldu.

Yine de adil bir podyum olduğunu düşünüyorum. Bu üç adam ilk günden beri diğerlerinden biraz daha farklı atlıyordu. Kranjec, yıllardır başarılı olduğu uçmasının karşılığını nihayet almış oldu. Rune, "Hilde ya da Evensen varken bu takımda işi ne?" diyenlere gümüş bir yanıt verdi. Koch ise altın için zorladı, yapabilirdi de, lakin olmadı. Yine de tesellisini buldu, düşmesine rağmen kazandığı üçüncülük gerçekten büyük iş.

Diğer detaylar yolda. Bir ara gelecek...

Norveç Güncesi 5 | Rüzgar

Basınç farkından doğan bir doğa hadisesi, bütün sezon boyunca olduğu gibi dünümüzün de keyfini alıp götürebilmeyi başardı. Jüri ve yetkililer ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışsalar da, çözümü pek olmayan bu hadise neticesinde bir turu bile tamamlayamadan bugüne geldik. Yine de, basın çadırını bile sallayan bir rüzgarda günü kurtarabilmek adına her şey denendi. Ben şahidim.

Detaylara gelelim:

- Schlieri’nin keyfi biraz yerine gelmiş gibiydi. Dün çok kötü koşullarda atlamış olsa da 200 metreye ulaşabileceğini görmesi, onu kendine getirmiş olmalı. Yine de şampiyonluktan gerçekten uzak görünüyor.

(Bu arada: SportWoche (Avusturya) dergisinin kayakla atlama haberlerini yapan Christoph König, şu anda yanımda bir Koch haberi hazırlıyor. Elinde Koch’un dinlediği müziklerin listesi var ve pek çoğu rock türevi olduğu için ona yardımcı oluyorum. Tool, Faith No More, RATM, Metallica… Gerçekten gaz bir listesi varmış arkadaşın)

- Kofler ile ayaküstü lafladık. Avusturya takım otobüsü, medya çadırının hemen yanında beklediği için tüm takımla iç içe oluyoruz gün bittiğinde. Kofler’i de sevgilisi ile el ele, yanlarında ak sakallı dede görünümündeki akrabası varken yakaladım. (bahsettiğim dedeyi kayakla atlamayı yakından takip edenler iyi bilir.) İki soru sordum kendisine, kısa ve net:

Pointner başınızda yok, bu sizi kötü etkiler mi?

Çok kararlı bir “hayır” geldi buna yanıt olarak. “Evet, Pointner bizim için önemli, fakat bütün takım ne yapması gerektiğini iyi biliyor. Onun ailesinin yanında olması gerekti, doğrusu da bu. Bizler de işimizi yapacağız. Sorun değil”.

Geçmişte çok iyi bir kayakla uçmacı olmamana rağmen, buraya geldiğinden beri müthiş atlayışlar yapıyorsun. Ne değişti?

“Bugün şanssız bir gün oldu aslında. Bizim için zor bir durum bugünün iptali. Yine de, olması gereken oldu diye düşünüyorum. Gerçekten iyi durumdayım. Bu tepeyi de seviyorum. Burada yaptığım atlayışlar bana gelecek için de güç veriyor.

Yarın daha iyisini bekliyorum senden dileğime de, yarın rüzgarın daha iyi olmasını ve bu sayede bir-iki metre dahi olsa daha ileri gitmek istediğini belirterek yanıt verdi. Tüm bunların yanında şeker gibi bir insan olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Stöckl’ü daha uzun süre yakalama şansım oldu. Gerçi basın ile arası çok iyi olan bir adam, utanmasa oturup kendi röportajını kendisi yazacak. Bugünün üç tur olmasının ve hınca hınç dolacak olan tepenin özellikle gençlere getireceği baskılar üzerine konuştuk.

“Üç tur gerçekten zorlayıcı olacak. Sporcuların üç saat boyunca havaya girmesi, rahatlaması, tekrar havaya girmesi, tekrar rahatlaması… Bu süreç kolay değil. Fakat bunu aşacak güçteler. Özellikle Rune bunu gösterdi. Yarın da aynısını bekliyorum.”

Romören’in sırtında ufak bir sorun olduğundan dem vuran Norveç basınına da “Sabah ağrıları vardı, fakat şu anda daha iyi. Yarına bir sorunu kalmayacağını düşünüyorum” yanıtını verdi.

Stöckl’ün söylediklerine yarın devam edelim. Uzun bir gün olacak ve tepeye gitme vakti. Size dünün en güzel atlayışı ile veda etmek istiyorum. (Hehe)


24 Şubat 2012 Cuma

YENİ YARIŞ PROGRAMI

BÜYÜK YAZIYORUM Kİ DİKKAT ÇEKSİN. YARIN SAAT 16.00'DA BAŞLAYACAK YARIŞ. 3 TUR OLACAK.

ONA GÖRE.

Norveç Güncesi 4 | Kökler, Kansız Kökler


Düne kayakla atlamaya dair bir müzeyi ziyaret ederek başladık. Polonya bağımsız medyasından iki kişi ve ben, rezervasyon iptalleri nedeniyle sadece bize tahsis edilmiş gibi görünen yayla gibi bir minibüsle (taht-ı revan misali) aslen bir maden müzesi olan, lakin kasabanın kayakla atlama takımının elde ettiği inanılmaz başarılar sayesinde bir bölümü Kongsberg Kayakla Atlama Müzesi’ne çevrilmiş bulunan mekana doğru yollandık.

Rehberimiz Erik, adı gibi kütür kütür bir adamdı. Öyle bir anlattı ki Kongsberg’in talihini değiştiren Ruud kardeşleri, kalem ya da kağıda ihtiyacımızı yok etti ve aklımıza kazıdı tüm bilgileri. O eşsiz dönemi; Norveç kayakla atlama tarihini aşıp, dünya çapında yıldız olan sporcuların yetiştiği Kongsberg takımını çok detaylı bir şekilde bizimle paylaştı. Bazı anekdotlardan bahsetmem gerekiyor, vakit geniş olunca detayına da girmek borcum olsun.

Öncelikle Birger Ruud… İnanılmaz bir sporcu. Kayakla atlama için doğru düzgün rampa bile olmayan dönemlerde (30’lu yıllar) gittiği her şehirde, bulduğu her tepeyi kardeşleri ile birlikte atlama rampasına çeviren, yazları dağ evlerinin bahçesine tramplen ve havuz inşa edip orada “hava direncini daha verimli kullanabilme” atlayışları çalışan, Norveç Kayak Federasyonu 100 metre sınırı aşıldığı zaman sporcularına “80 metreyi aşan atlayışlar yapmanız yasak, ona göre” diyince rest çekip şampiyonalara sadece gösteri atlayışları yapmaya giden ve utanmadan altın madalya mücadelesi tamamlandıktan sonra birinciliğin keyfini çıkartmaya çalışan adamdan en az beş metre öteye uçabilen bir çılgın. Sporcu yönünü geçtim, Kongsberg Takımının sembolü olan K harfinin ne manaya geldiğini soran Nazi subayına “Anlamı mı? Ne olacak, komünist!” yanıtını verebilecek kor gibi bir yüreğe de sahip. Bunun bedeli olarak bir süre toplama kamplarında dinlendirilse de oradan kurtulur kurtulmaz Norveç Direniş Kuvvetleri’nde aktif bir şekilde yerini alan Ruud, savaş sonrası 1948 St. Moritz Olimpiyatları’na Norveç Milli Takımı koçu olacak gidecekken son bir kez yarışma kararı alıyor, ve bilin bakalım bu sefer neler oluyor... 36 yaşındaki ve yıllardır spordan uzak kalan bu ufak tefek adam, gümüş madalyayı bir şekilde kazanmasını biliyor! Altını da koçluğunu yaptığı başka bir Kongsbergli Petter Hugsted’e kazandırıyor!! Kayakla atlamanın haricinde alp disiplininde de boy gösteren Ruud, slalomu görece zayıf olduğu için bu branşta sadece bir Dünya Şampiyonası’nda bir tanecik bronz madalya kazanabiliyor?!? (Alp disiplininde madalya kazanmış bir kayakla atlamacı, var mı ötesi yahu?)

İkinci Dünya Savaşı ve de Federasyon ile yaşadığı anlaşmazlıklar araya girmemiş olsa, kayakla atlama tarihinin neredeyse yirmi yılına hem kendi adını, hem kardeşlerinin adını, hem de koçluğunu yaptığı sporcuların adını yazdırmış Kongsberg’in gururu. Kardeşleri demişken; hem abi Sigmund Ruud, hem de kardeş Asbjörn Ruud Kayakla Atlama Dünya Şampiyonu olmuş isimler. Aynı zamanda o yıllarda ülkelerin ulusal şampiyonalarına yabancı sporcuların katılımı serbest olduğu için, gittikleri her ülkede onlarca, abartmıyorum onlarca şampiyonluk kazanmışlar ailecek. Çekoslovakya, İsviçre, Almanya, Kanada ve hatta A.B.D. şampiyonlukları var. Şimdilik burada virgülü koyalım, bazı hikayelerini de sonraya saklayalım bu güzel insanların.

Müze ziyaretinden sonra Vikersundbakken’e geldiğimizde koşullar iyiydi. Test atlayışları sırasında bir önceki gün 181 metreye ulaşan Joachim Hauer, bu kez de 225 metreye ulaşarak seyirciyi ayağa kaldırmayı başardı. İkinci test atlayışları vakit darlığından kısa tutuldu, son atlayış bir turnuva klasiği olarak Andreas Goldberger’den geldi. TV ekranlarından pek göremediğimiz bir detay, Goldberger atlayışlarından evvel ortalığı yıkıyor ve kapıyı normalden 8-10 basamak yukarı taşıtıyor. Muhtemelen “ne olacak yææ, sanki eskisi gibi uçabiliyorum” mantığı ile hareket eden eskilerin yıldızı, kellesinde kamera ile ancak 131 metreyi görebildi.

Hafif arkadan esen rüzgar haricinde elemelere sorunsuz başladık. Metrelerden ve derecelerden ziyade, hikayelere odaklanayım:

- Vincent Descombes Sevoie inanılmaz bir karşıdan rüzgar buldu atlayışı sırasında. 222,5 metresinin sırrı buydu.

- Kofler sonunda uçmayı öğrenmiş. Bir tane bile kötü atlayış yapmadı şu ana dek. Aynı zamanda çok da konsantre görünüyor. Bireysel madalya alırsa şaşırmam artık.

- Velta ve Fannemel ev sahibinin en forma isimleri olarak göründü. Fannemel uzağa uçuyor, fakat inişlerinde denge sorunu var. Velta ise daha sağlam gidiyor. Mental olarak güçlü olurlarsa ikisi de iyi dereceler alabilir.

- Schlieri iyi görünmüyor. Çok gergin. Ekipmanından memnun olmadığını belirtti. Şu an için Avusturya takımının en zayıf halkası. Gücünü bugün ve yarına saklamış olmasını umuyorum. Ayrıca gizli bilgi: Hem takım içinde, hem Avusturya medyasında, hem de uluslar arası medyada çok sevilen bir isim olmadığını gözlemledim şu ana kadar. Bu konuyu derinlemesine araştıracağım.

- Simi TV’de göründüğünden çok daha sempatik. Kelimeler kifayetsiz. Uzatılan her eli sıkıyor, her mikrofona konuşuyor, her sandviçten otlanıyor… Bu kadar başarılı ve medyatik bir adamın böyle rahat olmasına şaşırdım, biliyorsunuz Türkiye’de bu işler genelde tersine işler.

- Kranjec kendinden çok emin. Böyle bir duruş, böyle bir bakış görmedim. İyi bir rüzgar yakalarsa rekoru kırabilecek sporculardan.

- Koch da çok güçlü gelmiş. O da rekora uçabilir diyorum.

- Alexander Pointner çocuğunun rahatsızlığı nedeniyle aniden ülkesine dönmek durumunda kalmış. Bugün gelip gelmeyeceği de belirsiz deniliyor. Avusturyalı gazetecilere “Yahu bu nasıl iş, şampiyonluğa oynayan takım koçsuz ne yapacak?” diye sordum. “Sorun değil, bizde üç tane daha var dediler. E haklılar, asistan koç var, Morgi’nin koçu var, Schlieri ve Kofler’in koçu var. Takım generalden geçilmiyor da, komutan yok be kardeşim?



Elemelerin ardından resmi açılış törenimizi de yaptık. Vikersund şehir merkezini hınca hınç dolduran onlarca kişi (çünkü şehir dediğim yerin de nüfusu üç binden az), yarışacak ülkelerin tek tek tanıtılmasını ve de yetkili ağabeylerin/ablaların konuşmalarını takip etti. Buradan ilginç detaylar:



- Sunucunun “What do you think about Vikersund?”(Vikersund hakkında ne düşünüyorsun?) sorusunu Matti Hautamaeki’nin yaklaşık beş saniye karizmatik bir şekilde durduktan sonra “It’s good” (İyiiiiiii) şeklinde yanıtlayarak susması. Buz adam mı, yoksa düz adam mı bilemedim.

- Daiki Ito’nun “Kaç madalya kazanmayı planlıyorsunuz?” sorusuna “Mini!” (many = çok) şeklinde yanıt vermesi.

- Aynı suale Kranjec'in Darth Vader sesiyle "We will see!" (Göreceğiz) cevabı. Adam altın mı alacak, Vikersund'u mu ele geçirecek anlayamadım.

- En ilginç detay da Rune Velta olayı. Özetle, kadın kılığına girmiş ve ünlülerle eğlenen Norveçli spiker abimiz (geçmişte Petter Northug'a da benzer bir şaka yapmış kendisi hatta) sahneye gelir. Sporculara tek tek asılır. "Yok mu beni öpen" der. Hilde oralı olmaz, Stöckl arkasını döner, öteki havaya bakar... Bu çileden kurtulmak isteyen Rune ise beyefendiyi yanağından öpmeye kalkışır. Ağblamız da o sırada ani bir hareketle dudaklarını büzüştürüp uzatınca... Gerisi hayal gücünüze kalsın. Bütün Norveç takımı gülmekten yerlerdeydi, Rune hariç.



Şimdilik yeter. Vikersundbakken beni bekler. Jokullmagic, ailenizin şeysi. Bir şeysi işte.


23 Şubat 2012 Perşembe

Erzurum Günlüğü -4-

- Bu gece son… Biraz sonra, bu lobiden son kez, çıkıp yine bavul toplayacağım… Sabahın körüne bilet aldığım için ne kadar küfretsem az kendime ya, neyse. Olsun, zaten aşklar, hep böyle. Beynim ambale yine.

- Bugün kadınlar ve erkekler bireysel yarışı anlattım. Erkekler yarışında Sloven meslektaşım Bojan geldi yanıma, Türkçe’yi ben, yabancı dilleri o yaptı. Yabancı dilleri derken, hepsini ama. Kim atlıyorsa onun dilinde konuştu. Fince’den Lehçe’ye, Macarca’dan Almanca’ya hepsini söyledi… Benim İngilizce içine kaçtı o ara…

- Yarış sonrasında rüzgarlı bir -20 derecede çiçek seremonisi yaptık. Mikrofon tutan elimi çözdürme çalışmalarımız devam ediyor.

-Erkekler yarışı sonrasındaki basın toplantısında çevirmen olarak kullanıldım. İngilizce başladı her şey, sonrasında Almanca’ya geçtik, biraz zorlandım ama sonradan açıldım. Adam Malysz geldi sonra, FIS Başdelegesi Horst Tielmann’ın sorularını yanıtladı, bir de onları çevirdim. Valla saat 12′den 9′a kadar üç dilde konuştum diyeyim kısaca. Ama yoruldum mu? Hayır.

- Yorgun fakat mutluyum Erzurum’da. Ama artık Vikersund için İstanbul’a dönme zamanı… Yarın saat 17.30′da Vikersund yayınında görüşürüz.

Ozan Sülüm

Ucan Biyik ile 20 Saniye

video